İçeriğe geç

Yazar: Kuran Etimoloji

Nun-Ayn-Mim (ن ع م)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 140 kez, 9 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Nun-Ayn-Mim (ن ع م)

Kök anlamı: mutlu/hoşnut olmak, zevk ve refahla yaşamak, bolluk ve iyi hal içinde olmak, kolay bir hayat sürmek, hayatın rahatlığını ve sefasını sürmek. Kolaylaşmak/yumuşaklaşmak (hafifleşmek).

Ni’met – İyi hâl/güzel hayat, maddî ve mânevî imkânlar, hoş/güzel hal

Na’im – bol miktardaki nimet

Na’me – iyilik

İn’am – başkasına iyilik yapmak, nimet vermek

Ne’am – “evet, iyi, hoş” sözcüğü, nimet kelimesinden alınmış bir “cevap” kelimesidir.

Nu’ame – yumuşak biçimde esen güney rüzgârı

Ne’am – deve, sığır, koyun, davar, mal, ehil hayvan. Develere mahsus bir isimdir. Çoğulu en’am şeklindedir. Bu şekilde adlandırılmasının mantığı, devenin onların yanında en büyük nimet olarak kabul edilmiş olmasındandır. Bununla beraber, bu sözcük deve, sığır ve koyun cinsi karışık olduğunda da söylenebilir. Ama içinde deve yoksa onlara en’am denmez.

Türkçe’ye girmiş türevler : nimet, enam, inam, nağme, velinimet

≈ Aram nāˁem נָעֵם hoşnutluk, uyum, ses uyumu

Yorum Bırak

Ayn-Vav-Zal (ع و ذ)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 17 kez, 4 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Ayn-Vav-Zal (ع و ذ)

Kök anlamı: Başkasına iltica etmek, ona bağlanmak, sığınmak, korunmak

’uzet – sığınılacak yer

istiâze – sığınma/korunma isteği

Türkçe’ye girmiş türevler : euzubillah, maazallah

Yorum Bırak

Ha-Za-Be (ح ز ب)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 20 kez, 1 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Ha-Za-Be (ح ز ب)

Kök anlamı: bölmek, insanları partilere / sınıflara / organlara / bölümlere ayırmak, insanları toplamak / birleştirmek.

Hizib – Sertliği, gücü olan bir topluluk, grup, taraftar, kafile, tayfa, bölük, ordu – birlik.

Türkçe’ye girmiş türevler : hizip

Yorum Bırak

Nun-Vav-Be (ن و ب)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 18 kez, 2 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Nun-Vav-Be (ن و ب)

Kök anlamı: Bir şeyin gidip gelmesi, dönüşümlü olması, sıra ile dönmesi. Sürekli gidip tekrar yuvasına döndüğünden bal arısına da nevb adı verilmiştir.

İnâbe – yönelme, gönül verme, Hak’ka teslimiyetle yönelme. Ona tövbe ve samimi amelle dönüş yapmak.

Münîb – Allah’a yönelen

Türkçe’ye girmiş türevler : nöbet, inâbe, münavebe, naip (istinabe), niyabet

Yorum Bırak

Mim-Lam-Kef (م ل ك)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 206 kez, 10 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Mim-Lam-Kef (م ل ك)

Kök anlamı: Sahip olmak, egemen olmak, hükmetmek, yargılamak, komuta etmek, saltanat kurmak, kontrol etmek, elinin altında bulundurup tek başına tasarruf etmek

Milk/Mülk – hükümranlık, güç, otorite, egemenlik alanı, krallık. Kendisinde tasarruf edilebilecek şeyleri güç ile ele geçirmek.

Melik – Hükümdar, halk üzerinde emretme ve yasak koyma yetkisine sahip olan kişi. Siyasete hükmeden herkese verilen isimdir. Bu, nefsine hakim olmak, temkin ile hareket etmek, kendisine verilmiş olan güçlerin yularını elinde tutup onları heva hevesin peşine düşmekten alıkoymaktır. Başkasına karşı gücünü kullanmada da kendine hakim olmadır; ister bizzat insanların üzerine almış olsun, isterse olmasın.

Melekût – krallık, devlet, Kuranda Allah’ın hükümranlığı.

Memleket – hükümdarın sahip olduğu ve sultası altında bulunan bölge.

Memlûk – el altında bulundurulan köleler, hükümranlığı (hakimiyet veya sahipliği) kabul eden kişi.

Melk/meleke – kuvvet, kendi başına olma, her bir zerrede devamlı tekrar eden, aynı olan; devamlı hep o tecrübe edilen bilgi, tecrübeyle elde edilmiş, alışılmış gibi tekrar tekrar yapılan iş, alıştırma, bir işi devamlı yapmakla, alıştırmalar, ustalıklar, melekeler ve maharetler kazanmak, ustalık etmek, bir işe devam ederek ihtisas kazanmak.

Milâk – temel, asıl dayanak, evlilik, duvar.

Melek – kelimesi (çoğulu melâike) Ugaritçe, Habeşçe, İbrânîce ve Arapça gibi Sâmî dillerde bulunan “göndermek” anlamındaki “Lam-Elif-Kaf” kökünden olup “haberci, elçi; güçlü kuvvetli, tasarrufta bulunan, yöneten” mânalarına gelmektedir. Kelime Grekçe’ye angelos, Latince’ye angelus, nuncius (elçi) ve legatus (mesajcı), Batı dillerine ange (Fr.), angel (İng.) ve engel (Alm.) şeklinde geçmiştir. İbrânîce mal‘ahın (mal‘akh) Sanskritçe’deki karşılığı angiras (ilâhî ruh), Pers dilindeki karşılığı angarostur (postacı, haberci). İbranice sözcük İranca fraēşta (1. elçi, ulak, 2. tanrısal elçi) kavramına tekabül eder ve MÖ 6. yyda Fars/Zerdüşt geleneğinden Yahudi kültürüne aktarılmıştır. EYun ángelos “1. elçi, 2. tanrısal elçi, melek” aynı sözcüğün doğrudan çevirisidir.

Türkçe’ye girmiş türevler : melek, melaike, meleke, mülk, emlak, istimlak (müstemleke), malik, malikâne, mamelek, meleke, melik (melekût), memleket (memalik), memluk, mülki, mülkiye, mülkiyet, temellük, temlik

~ İbr/Aram məlˀāk מַלְאך elçi, haberci ~ Aram maləkūth מַלְכוּת krallık, devlet < Aram melekh מֶלֶכ kral, melik ≈ Akad maliku

Yorum Bırak

Şin-Ra-Ra (ش ر ر)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 31 kez, 2 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Şin-Ra-Ra (ش ر ر)

Kök anlamı: kötü olmak, kötülüğe meyletmek, kötülük yapmak, hata bulmak

Şer – kötü, fena, çirkin, zararlı

Şerir – yaramaz, kötü iş, herkesin indinde çirkin görülen işi yapan. İnsanın yüzüne çarpan ses – kıvılcım

Şerare – kıvılcım

Türkçe’ye girmiş türevler : şer, şerir, şirret, şerare

Yorum Bırak

Vav-Sin-Vav-Sin (و س و س)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 5 kez, 2 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Vav-Sin-Vav-Sin (و س و س)

Kök anlamı: fısıldamak, mırıldanmak, kötüyü fısıldamak, kötü telkinde bulunma, karışık sözler söyleme, kuşkulanma.

Vesvese – değersiz düşünce, insanın içine doğan zararlı uyarıcı, kötü duygu ve düşünce, telkin, şüphe, fısıltı, evham.

Türkçe’ye girmiş türevler : vesvese

Yorum Bırak

Sad-Dal-Ra (ص د ر)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 46 kez, 3 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Sad-Dal-Ra (ص د ر)

Kök anlamı: öne çıkmak, ileri gelmek, başlamak, kaynaklanmak, doğmak, meydana çıkmak, sâdır olmak, zuhur etmek.

Sadr – Göğüs, her şeyin ön ve baş tarafı, suyun kaynağı, mecliste baş köşe, oturulacak yerin en iyisi, baş, başkan, lider

Sâdır olmak – çıkan, meydana gelen, anneye nisbetle çıkan çocuğa sudr adı verilir

Masdar – bir şeyin çıktığı yer, kaynak, köken, model.

Müsâdere – (göğüs göğüse) çatışma

Sudûr – çıkma, öne çıkma, bir kaynaktan kaynama, türeme, yayılma, (ferman) yayımlanma; göğüsler

Türkçe’ye girmiş türevler : masdar, müsadere, sadaret, sadır, sadrazam, sedir, sudur

Yorum Bırak

Ha-Kef-Mim (ح ك م)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 210 kez, 13 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Ha-Kef-Mim (ح ك م)

Kök anlamı: Bir şeyi ıslah etmek için bir tür alıkoymak, iyileştirmek amacıyla menetmek, düzeltmek, dizginlemek, engellemek, alıkoymak, gemlemek, yular ile kontrol etme, bir insanın kötü veya bozuk bir şekilde hareket etmesini önlemek, sınırlamak.

Hüküm vermek, hükmetmek, yargılamak, yargıda bulunmak, karar vermek, hukuken karar vermek, yargı yetkisini yerine getirmek, yargıda güvenilir olmak. Yönetmek, buyurmak veya bir şeyi karara bağlamak.

Bilgece davranmak, bilgelik, bilgi veya bilgelik sahibi olmak.

Ehkeme – Bir şeyi sağlam, kalıcı, güvenilir ve zarar veya olası kusurlardan bağımsız kılmak, sağlamlaştırmak, pekiştirmek.

Hakem – Hüküm konusunda uzman

Hâkim – Hüküm veren, yönetici, kadı

Hakîm– İşleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan, kendisini gerçek dışı bilgilerden ve nefsânî arzulardan alıkoyan, düşünce istikametine ve davranış selâmetine sahip bulunan kimse. Kelime Allah’a nisbet edilince “bütün sözleri ve fiilleri adalete, ilme ve hilme uygun olan” mânasını kazanır.

Hikmet – Söz ve amelde isabet etmek, atın ağzına vurulan gem, fiil ve bilgide doğruyu bulmak. Batı kaynakları, Arapça hikmetin Kitâb-ı Mukaddes’in birçok yerinde “zihnî kabiliyet, ustalık” anlamında kullanılan İbrânîce hokhmah kelimesiyle aynı semitik köke dayandığını belirtir.

Muhkem – sebepli, gerekçeli olan, sağlam/bozulmadan kalan, sağlamlaştırılmış olan, manası tahkim olan, sağlam kılınmış, dış etkilere ve bozulmalara karşı korunmuş.

Türkçe’ye girmiş türevler : ahkâm, hakem, hakim (haham, hekim, hikmet), hakimiyet, hüküm, hükümdar, hükümet, hükümran, istihkâm (müstahkem), mahkeme, mahkûm, muhakeme, muhkem, tahakküm (mütehakkim), tahkim

Not: Ar #ḥkm kökünün ifade ettiği anlam gruplarından “yargılama” Arapçaya özgündür. “Güçlendirme, tahkim etme” aynı anlamın özel bir uzantısı olarak kabul edilebilir. “Bilme, bilge olma”, “Kitabi ilimlere hakim olma” türevleri aynı fiilin Aramicede özelleşmiş anlamından Arapçaya alıntıdır.

~ İbr/Aram ḥākām חָכָם [#ḥkm] bilge, alim < Aram ḥakam bilmek, alim olmak

1 Yorum

Be-Ayn-Dal (ب ع د)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 235 kez, 6 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Be-Ayn-Dal (ب ع د)

Kök anlamı: uzaklaşmak, uzamak, sapa/uzakta olmak; uzak bir yere çekilmek, yabancılaşmak; ilgisiz/dalgın/soğuk olmak; geniş boşluk, büyük mesafe, uzaklık, boy, buut. Sonra.

Türkçe’ye girmiş türevler: buut, ebat

Yorum Bırak