İçeriğe geç

Kategori: Kökler

Cim-Ye-Elif (ج ي ا)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 278 kez, 1 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Cim-Ye-Elif (ج ي ا)

Kök anlamı: gelmek, yapmak, işlemek, (“bi” edatı ile) getirmek, üretmek.

1 Yorum

Kef-Zal-Be (ك ذ ب)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 282 kez, 9 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Kef-Zal-Be (ك ذ ب)

Kök anlamı: Bilerek yahut bilmeyerek bir şey veya olay hakkında olduğundan farklı haber vermek. Doğruluğun (sıdk) karşıtı kezib (kizb), bir konuda gerçeğe aykırı bilgi vermek. Olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren gerçeğe uygun olmayan söz, haber. Yalan söylemek, gerçeğe aykırı konuşmak, palavra atmak, yalan üretmek, bir yalanla ilişkilendirmek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri hayal kırıklığına uğratmak. Yalan, uydurma, sahte olan.

tekzîb: bir şeyi yalana nisbet etmek. Kişiyle ilgili olan tekzîb “kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”, olay ve haberle ilgili olan ise “onu yalan sayma” mânasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür.

kâzib/kezzâb: gerçek dışı konuşan, yalancı

Türkçe’ye girmiş türevler: tekzip, kazip

Yorum Bırak

Zal-Kef-Ra (ذ ك ر)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 285 kez, 12 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Zal-Kef-Ra (ذ ك ر)

Kök anlamı: hatırlamak, anmak, adını söylemek, anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek; hatırlatmak, dile getirmek. Bir şeyi zihinde hazır etme.

Zikir dil veya zihin ya da her ikisiyle beraber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme şeklinde olur. Hıfz bilginin elde edilmesi, Zikr ise söz konusu bilginin akla getirilmesi anlamında kullanılır. Zikir, insanın bilgi olarak elde ettiği şeyleri muhâfaza altında tutmasına ve gerektiğinde hatırlamasına imkân sağlayan bir bellek anlamında potansiyel bir gücü ifade ettiği gibi, bir şeyin zihnen veya sözlü (dil ile) hatırlanması şeklinde aynı gücün harekete geçirilmesine de denir. Zihin veya dil ile zikir, unutulmuş bir şeyin yeniden hatırlanması, ya da hâfızadakinin unutulmamak üzere sürekli canlı tutulması şeklinde olabilir. Zikir, aslında zihnin, anılan kimseye dikkat kesilmesi ve ona karşı uyanık olmasıdır. Bunu dil ile ifade etmeye zikir denilmesinin sebebi, zihindeki zikre (hatırlamaya) işaret etmesindendir.

söz etmek, bahsetmek, anlatmak, alaka kurmak; öğüt vermek; hatırlamaya (ibrete) sevkeden vaaz, öğüt; uyarmak; ikaz, nasihat; övmek/methetmek, statü vermek, şan, şeref.

Erkek, adam, eril. ‘zeker’, ‘müzekker’, ‘zükûr’ kelimeleri dişinin karşıtı olarak “erkekliği” ifade ederler.

mezkûr: zikredilen, anılan şey

zikrâ: çok veya yoğun zikir

tezkire: hatırlatma, öğüt, hatırlatan şey

tezekkür: düşünüp öğüt almak, ibret almak

Türkçe’ye girmiş türevler: mezkûr, müzakere, müzekkere, tezekkür, tezkere, zakir

Aram dəkar דְּכַר anmak, hatırlamak, Akad zakāru adlandırmak, adını anmak, Akad zikru ad

1 Yorum

Ha-Kaf-Kaf (ح ق ق)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 287 kez, 7 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız

Kök anlamı: gerçek, sâbit ve doğru olmak, gerekmek; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeye yakînen muttali olmak;

gerçek, sâbit, doğru, varlığı kesin olan şey; inkârı mümkün olmayacak kesinlikte gerçek (sâbit) olan şey, yasaya, hakikate veya erdeme uygun olma; mutabakat ve muvafakat; bilgi ile, bilinenlerin birbirine uygun olması; gerçeğe mutabık olan hüküm, doğruluk, hakikat, yasallık; adalet, bilgelik, hakikat, gerçek, doğru ya da asıl olanın gereksinimlerine uygun olmak; adil, adamakıllı, doğru, düzgün, gerçek, uygun olmak; esaslı, gerçek, sağlam, geçerli, önemli, hakiki olmak; kurulmuş, onaylanmış, bağlayıcı, kaçınılmaz, zorunlu olan; tezahür etmek; şüphe veya belirsizlik içermeyen, bir hakikat olarak belirlenmiş, zorunlu olan;

bir şeye dair hak, sahiplik ya da iddia, bir şeyi hak etmek, veya liyakat, müstehak; kesin veya emin olmak, doğrulanabilir olmak, ciddi ya da içten olmak, itiraz veya bir dava ile uğraşmak, gerçeği söylemek, gerçeği ya da doğruyu açığa vurmak, bildirmek, göstermek, kanıtlanmış gerçek olmak, delmek veya nüfuz etmek.

hak kelimesi (çoğulu hukūk) genellikle bâtılın zıddı olarak gösterilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de öteki anlamları arasında “vâkıaya, gerçeğe uygun söz” (el-A‘râf 7/169; Sâd 38/84); “doğru haber” (el-Mü’minûn 23/62); “doğru yol” (Yûnus 10/35); “aslına uygun bilgi, inanç, yakīn” (Yûnus 10/36; en-Necm 53/28; el-Vâkıa 56/95); “delil” (Yûnus 10/76, 77); “bir olayın iç yüzü” (Yûsuf 12/51); “adalet” (el-A‘râf 7/89; el-Enbiyâ 21/112; Sâd 38/22, 26; ez-Zümer 39/69, 75); “görev, ödev, hüküm” (el-Bakara 2/180, 236, 241; er-Rûm 30/47) vardır. Başkalarıyla ilgili yükümlülüklere aykırı davranışların niteliğini belirtmek üzere “bigayri’l-hakkı” ve “bigayri hakkın” (haksız yere) (el-Bakara 2/61; Âl-i İmrân 3/112, 181; eş-Şûrâ 42/42), yine başkalarıyla alâkalı bir genel hükmün dışına çıkmaya cevaz veren “illâ bi’l-hakkı” (ancak haklı bir sebeple) (el-En‘âm 6/151; el-İsrâ 17/33; el-Furkān 25/68) tabirleri Kur’an’da sıkça geçmektedir. Kur’an’da hak kelimesi “gerçek, sâbit, doğru” gibi anlamları dolayısıyla Kur’an’ı ve İslâm’ı ifade ettiği gibi (el-İsrâ 17/81, 105; el-Kehf 18/29) vukuu kati olan ölüm için de kullanılmıştır (Kāf 50/19). Daha çok “vaad” kelimesiyle birlikte âhiret hakkındaki haberler, müjde ve tehditler de hak ile ifade edilir (el-Enbiyâ 21/97; Gāfir 40/55). Hak kelimesi “varlığı kesin olan, mutlak gerçek, hikmete uygun olarak icat eden” anlamlarından dolayı Allah’ın bir ismi veya sıfatı olarak da geçmektedir (el-En‘âm 6/62; Yûnus 10/30, 32; el-Hac 22/62).

Türkçe’ye girmiş türevler : bihakkın, elhak, emrihak, hak (hakkâk, hokka, mihenk), hakikat (filhakika), hakkaniyet, hakla-, hukuk, ihkak (muhik), istihkak (müstehak), nahak, tahakkuk, tahkik (muhakkak, muhakkik)

İbr ḥuḳḳā חֻקָּה «(ağaca, taşa veya metale) oyulmuş şey», ödev, hukuk, yasa, ferman, kural İbr/Aram ḥaḳaḳ חקק [#ḥḳḳ] oymak, (taşa ve metale) hakketmek ) Ar ḥakka حَكَّ (metal veya ağacı) oydu, kazıdı (≈ Akad ekēku kazımak, kaşımak )

Not: Aramice ve İbranice koph/kaf ile yazılan #ḥḳḳ חקק “oyma, kazıma” fiili Arapça kef ile #ḥkk حكّ eşdeğeridir. Sözcüğün nihai anlamının “taşa veya metale hakkedilmiş yazı, belge, kanun” olduğu anlaşılıyor.

Yorum Bırak

Nun-Za-Lam (ن ز ل)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 293 kez, 12 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Nun-Za-Lam (ن ز ل)

Kök anlamı: alçalmak, inmek, yukarıdan aşağıya gelmek, düşmek, yere inmek, konaklamak, bir yere yerleşmek; girmek, içe işlemek, nüfuz etmek;

enzele – aşağı göndermek, ikram etmek, lufetmek, vermek.

nezulun – bir konuğu eğlendirmek için hazırlanmış olan, mesken, hediye. menzil – inecek yer, menzil, konak, istasyon. nezzele – alçalmasına sebep olmak, aşağı göndermek.

tenzil – aşağı göndermek, ilahi vahiy, düzgün bir şekilde ayarlama ve esaslı derleme, kademeli vahiy.

Türkçe’ye girmiş türevler: nüzul, inzal, menzil, nazil, nevazil, nezle, tenezzül, tenzil, tenzilat

Yorum Bırak