İçeriğe geç

Yazar: Kuran Etimoloji

Kef-Zal-Be (ك ذ ب)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 282 kez, 9 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Kef-Zal-Be (ك ذ ب)

Kök anlamı: Bilerek yahut bilmeyerek bir şey veya olay hakkında olduğundan farklı haber vermek. Doğruluğun (sıdk) karşıtı kezib (kizb), bir konuda gerçeğe aykırı bilgi vermek. Olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren gerçeğe uygun olmayan söz, haber. Yalan söylemek, gerçeğe aykırı konuşmak, palavra atmak, yalan üretmek, bir yalanla ilişkilendirmek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri hayal kırıklığına uğratmak. Yalan, uydurma, sahte olan.

tekzîb: bir şeyi yalana nisbet etmek. Kişiyle ilgili olan tekzîb “kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”, olay ve haberle ilgili olan ise “onu yalan sayma” mânasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür.

kâzib/kezzâb: gerçek dışı konuşan, yalancı

Türkçe’ye girmiş türevler: tekzip, kazip

Yorum Bırak

Zal-Kef-Ra (ذ ك ر)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 285 kez, 12 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Zal-Kef-Ra (ذ ك ر)

Kök anlamı: hatırlamak, anmak, adını söylemek, anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek; hatırlatmak, dile getirmek. Bir şeyi zihinde hazır etme.

Zikir dil veya zihin ya da her ikisiyle beraber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme şeklinde olur. Hıfz bilginin elde edilmesi, Zikr ise söz konusu bilginin akla getirilmesi anlamında kullanılır. Zikir, insanın bilgi olarak elde ettiği şeyleri muhâfaza altında tutmasına ve gerektiğinde hatırlamasına imkân sağlayan bir bellek anlamında potansiyel bir gücü ifade ettiği gibi, bir şeyin zihnen veya sözlü (dil ile) hatırlanması şeklinde aynı gücün harekete geçirilmesine de denir. Zihin veya dil ile zikir, unutulmuş bir şeyin yeniden hatırlanması, ya da hâfızadakinin unutulmamak üzere sürekli canlı tutulması şeklinde olabilir. Zikir, aslında zihnin, anılan kimseye dikkat kesilmesi ve ona karşı uyanık olmasıdır. Bunu dil ile ifade etmeye zikir denilmesinin sebebi, zihindeki zikre (hatırlamaya) işaret etmesindendir.

söz etmek, bahsetmek, anlatmak, alaka kurmak; öğüt vermek; hatırlamaya (ibrete) sevkeden vaaz, öğüt; uyarmak; ikaz, nasihat; övmek/methetmek, statü vermek, şan, şeref.

Erkek, adam, eril. ‘zeker’, ‘müzekker’, ‘zükûr’ kelimeleri dişinin karşıtı olarak “erkekliği” ifade ederler.

mezkûr: zikredilen, anılan şey

zikrâ: çok veya yoğun zikir

tezkire: hatırlatma, öğüt, hatırlatan şey

tezekkür: düşünüp öğüt almak, ibret almak

Türkçe’ye girmiş türevler: mezkûr, müzakere, müzekkere, tezekkür, tezkere, zakir

Aram dəkar דְּכַר anmak, hatırlamak, Akad zakāru adlandırmak, adını anmak, Akad zikru ad

1 Yorum

Ha-Kaf-Kaf (ح ق ق)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 287 kez, 7 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız

Kök anlamı: gerçek, sâbit ve doğru olmak, gerekmek; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeye yakînen muttali olmak;

gerçek, sâbit, doğru, varlığı kesin olan şey; inkârı mümkün olmayacak kesinlikte gerçek (sâbit) olan şey, yasaya, hakikate veya erdeme uygun olma; mutabakat ve muvafakat; bilgi ile, bilinenlerin birbirine uygun olması; gerçeğe mutabık olan hüküm, doğruluk, hakikat, yasallık; adalet, bilgelik, hakikat, gerçek, doğru ya da asıl olanın gereksinimlerine uygun olmak; adil, adamakıllı, doğru, düzgün, gerçek, uygun olmak; esaslı, gerçek, sağlam, geçerli, önemli, hakiki olmak; kurulmuş, onaylanmış, bağlayıcı, kaçınılmaz, zorunlu olan; tezahür etmek; şüphe veya belirsizlik içermeyen, bir hakikat olarak belirlenmiş, zorunlu olan;

bir şeye dair hak, sahiplik ya da iddia, bir şeyi hak etmek, veya liyakat, müstehak; kesin veya emin olmak, doğrulanabilir olmak, ciddi ya da içten olmak, itiraz veya bir dava ile uğraşmak, gerçeği söylemek, gerçeği ya da doğruyu açığa vurmak, bildirmek, göstermek, kanıtlanmış gerçek olmak, delmek veya nüfuz etmek.

hak kelimesi (çoğulu hukūk) genellikle bâtılın zıddı olarak gösterilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de öteki anlamları arasında “vâkıaya, gerçeğe uygun söz” (el-A‘râf 7/169; Sâd 38/84); “doğru haber” (el-Mü’minûn 23/62); “doğru yol” (Yûnus 10/35); “aslına uygun bilgi, inanç, yakīn” (Yûnus 10/36; en-Necm 53/28; el-Vâkıa 56/95); “delil” (Yûnus 10/76, 77); “bir olayın iç yüzü” (Yûsuf 12/51); “adalet” (el-A‘râf 7/89; el-Enbiyâ 21/112; Sâd 38/22, 26; ez-Zümer 39/69, 75); “görev, ödev, hüküm” (el-Bakara 2/180, 236, 241; er-Rûm 30/47) vardır. Başkalarıyla ilgili yükümlülüklere aykırı davranışların niteliğini belirtmek üzere “bigayri’l-hakkı” ve “bigayri hakkın” (haksız yere) (el-Bakara 2/61; Âl-i İmrân 3/112, 181; eş-Şûrâ 42/42), yine başkalarıyla alâkalı bir genel hükmün dışına çıkmaya cevaz veren “illâ bi’l-hakkı” (ancak haklı bir sebeple) (el-En‘âm 6/151; el-İsrâ 17/33; el-Furkān 25/68) tabirleri Kur’an’da sıkça geçmektedir. Kur’an’da hak kelimesi “gerçek, sâbit, doğru” gibi anlamları dolayısıyla Kur’an’ı ve İslâm’ı ifade ettiği gibi (el-İsrâ 17/81, 105; el-Kehf 18/29) vukuu kati olan ölüm için de kullanılmıştır (Kāf 50/19). Daha çok “vaad” kelimesiyle birlikte âhiret hakkındaki haberler, müjde ve tehditler de hak ile ifade edilir (el-Enbiyâ 21/97; Gāfir 40/55). Hak kelimesi “varlığı kesin olan, mutlak gerçek, hikmete uygun olarak icat eden” anlamlarından dolayı Allah’ın bir ismi veya sıfatı olarak da geçmektedir (el-En‘âm 6/62; Yûnus 10/30, 32; el-Hac 22/62).

Türkçe’ye girmiş türevler : bihakkın, elhak, emrihak, hak (hakkâk, hokka, mihenk), hakikat (filhakika), hakkaniyet, hakla-, hukuk, ihkak (muhik), istihkak (müstehak), nahak, tahakkuk, tahkik (muhakkak, muhakkik)

İbr ḥuḳḳā חֻקָּה «(ağaca, taşa veya metale) oyulmuş şey», ödev, hukuk, yasa, ferman, kural İbr/Aram ḥaḳaḳ חקק [#ḥḳḳ] oymak, (taşa ve metale) hakketmek ) Ar ḥakka حَكَّ (metal veya ağacı) oydu, kazıdı (≈ Akad ekēku kazımak, kaşımak )

Not: Aramice ve İbranice koph/kaf ile yazılan #ḥḳḳ חקק “oyma, kazıma” fiili Arapça kef ile #ḥkk حكّ eşdeğeridir. Sözcüğün nihai anlamının “taşa veya metale hakkedilmiş yazı, belge, kanun” olduğu anlaşılıyor.

Yorum Bırak

Nun-Za-Lam (ن ز ل)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 293 kez, 12 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız Nun-Za-Lam (ن ز ل)

Kök anlamı: alçalmak, inmek, yukarıdan aşağıya gelmek, düşmek, yere inmek, konaklamak, bir yere yerleşmek; girmek, içe işlemek, nüfuz etmek;

enzele – aşağı göndermek, ikram etmek, lufetmek, vermek.

nezulun – bir konuğu eğlendirmek için hazırlanmış olan, mesken, hediye. menzil – inecek yer, menzil, konak, istasyon. nezzele – alçalmasına sebep olmak, aşağı göndermek.

tenzil – aşağı göndermek, ilahi vahiy, düzgün bir şekilde ayarlama ve esaslı derleme, kademeli vahiy.

Türkçe’ye girmiş türevler: nüzul, inzal, menzil, nazil, nevazil, nezle, tenezzül, tenzil, tenzilat

Yorum Bırak

Dal-he-Ra (د ه ر)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 2 kez, 1 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız

Kök anlamı: Gerçekleşmek.

Dehr, çoğul Duhûr: Zaman (kısa veya uzun); zamanın başlangıcı; yıl; olay; dünyanın başlangıcından sonuna kadar geçen süre; evre, çağ/devir; felaket/afet; kader – kısmet; iyi ya da kötü yaşam boyunca süren kalıcı bir alışkanlık, bir amaç, bir niyet, bir arzu. Dünya.

Türkçe’ye girmiş türevler : dehrî (dünyanın sonsuz olduğunu savunan kimse, materyalist)

Akad. Dāru (1): dönem, sonsuzluk, zaman, yüzyıl. Dāru (2): bir ömür (?), Altmış yıl (?). Darû: Sonsuza dek sürmek, devam etmek, var olmak; ebedi olarak yaşamak. Dārâ sonsuza dek, daima, ebediyen, devamlı, durmadan

Yorum Bırak

Dal-Ye-Nun (د ي ن)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 101 kez, 5 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız  

Kök anlamı: İtaat/teslimiyet, kölelik, din; yüksek/yüce/asil/şerefli rütbe/durum/evre; borç almak veya kredi çekmek, borçlu olmak, borca girmek, borç sözleşmesi yapmak, ödünç parayı geri ödemek/geri vermek, ölüm (herkes tarafından ödenmesi gereken bir borç olduğu için), geri ödeme/tazminat; yönetmek/hükmetmek/idare etmek, sahip olmak/elinde bulundurmak; bir şeye alışkın/alışmış hale gelmek, onay, belirli yasa/kanun, sistem, gelenek/alışkanlık/iş, davranış tarzı/biçimi

Türkçe’ye girmiş türevler :  dindar, diyanet, mütedeyyin

Akad dīnu “yasa, yargı” İbr/Aram dīn

Yorum Bırak

Kef-Vav-Nun (ك و ن )

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 1391 kez, 3 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız  

Kök anlamı: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanmak.

mekân – taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart.

mekânetun – yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer.

Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin, yekûn, topyekûn

Akad kānu durmak, konmak, konulmak

Yorum Bırak

Kaf-Be-Lam (ق ب ل)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 294 kez, 13 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız  

Kök anlamı: önüne almak, karşısına almak, kabul etmek, itiraf etmek, almak, aynı fikirde olmak; biriyle – bir şeyle karşılaşmak, yüz yüze gelmek; karşılamak, yönelmek, ilerlemek, yaklaşmak, karşılık, dengelemek, karşılaştırmak, cezalandırmak, telafi, ön taraf (12:26), kabul ederek onaylamak, kayırmak, şansı yaver gitmek.

kablu – önce, eskiden.

kabûl: razı olmak, mükafat vermek.

kabul: grup ; kabîle (çoğ. kabîl) : birbirlerine yönelen toplanmış cemaat.

ikbal / istikbal: öne yönelmek, kıble: yönelinen yer, hedef

mukābele: iki şeyi birbiriyle karşılaştırmak.

tekābül: iki şeyin birbirine karşı olması; aynı açıdan, aynı zamanda ve aynı konuda bir araya gelmemesi.

makbûl: kabul edilmiş.

Türkçe’ye girmiş türevler: kabul, ikbal, istikbal, müstakbel, kabala, kabil, kabiliyet, kabile, kıble, makabl, makbul, mukabele, bilmukabele, mukabil, tekabül, mütekabil

Arapça fiilin aktif hali ḳabala “yönelmek”, pasif hali ḳabila “almak” anlamındadır. Karş. ḳabl “ön, önce”, ḳibla “yön”, ḳabīl “tür, cins”. Aynı Sami kökünden İbr ḳibēl “almak, kabul etmek”.

Fr/İng cabbala Tevrat’ın gizli anlamına ilişkin Musevi gelenekleri, Batınilik ~ İbr ḳabbālāh קַבָּלָה alınmış olan şeyler, gelenek < İbr ḳibbēl קבל alma, kabul etme

Yorum Bırak

Nun-Fe-Sin (ن ف س)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 298 kez, 4 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız  

Kök anlamı: ruh, can, hayat, hayatın ilkesi, nefes, varlık, zat, insan, kişi; hevâ ve heves, kan, beden, bedenden kaynaklanan süflî arzular.

Kur’an’da nefs kelimesi çoğulu olan enfüs ve nüfûs biçimleriyle birlikte genellikle çeşitli varlıkların “kendilerini” belirtmek üzere kullanılır. Felsefî düşüncenin yaygınlaşmaya başlamasından sonra kelime daha çok “ruh” karşılığında da kullanılmaya başlanmıştır.

 

Nefes almak, soluk almak, rahatlamak, ferahlamak, solumak, iç çekiş, rüzgar, uzun konuşma (düzgün nefes almak sayesinde). Keder, endişe ve acının ortadan kalkması, kolaylık, rahatlama.

Gözü kalmak, aziz bilmek, ederi yüksek ve bu nedenle çok imrenilerek veya arzuyla istenen, arzu edilen, sevilir veya çok değerli hale gelen.

münâfese: erdemlerle donanıp erdemlilere benzemek için nefs ile mücahedete etmek.

nifâs: kadının doğum yapması

teneffes: iyice genişlemek, etrafı kuşatmak

Türkçe’ye girmiş türevler: nefis, enfes, enfüsi, nüfus, nefis, nefaset, nifas, teneffüs

Aram naphşā/npheşā נפשא a.a.; Akad napāşu soluk alma

Yorum Bırak

Zı-Lam-Mim (ظ ل م)

Kuran’da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 315 kez, 12 adet türemiş formda geçiyor.

Kuran’daki geçiş yerlerinin detaylı analizi için tıklayınız  

Kök anlamı: bir şeyi ona ait olmayan yere koyma.

Zalime – karanlık olmak, belirsiz olmak. Korumak.
Bir şeyin üstünü kaplayan, koruyan [ya da gölgeleyen] şey.

Zaleme – yanlışlık ya da kötülük yapmak, adaletsiz davranmak, hastalıklı davranış içinde olmak, ezmek, zarar vermek, bastırmak, zulmetmek, yanlış kullanım, yanlış davranış, birinin hakkını çiğnemek, yanlış yere koymak, zarar, baskıcı olmak, suçlu yada adaletsiz olmak, kötücül hareket etmek, eksik veya başarısız olmak.

Türkçe’ye girmiş türevler: mazlum, mezalim, zalim, zulmet, zulüm

Aram ṣəlam צְלַם karartma, karalama, boyama, resmetme; İbr/Aram ṣalmoth צַלְמוֹת karanlık, zulmet; Akad ṣulmu siyah ≈ Akad ṣalāmu karanlık olma.

Yorum Bırak